Videodaki Oyuncular: Teresa Ferrer
Sarhoş Baba ve Kızın Aşkı Türkçe Altyazılı JAV Porno
Babam evde tek başına otururken, ben yine o kötü alışkanlığımla mutfaktan çıkıyorum. İçki masası kurmuş, bardağı elinde, televizyonun karşısında. Annem yok. Aslında annem uzun zamandır yok. İkisi ayrılmaya çalışıyor, ya da belki çoktan ayrıldılar ama kimse bunu açık açık söylemiyor. Ben ise arada sıkışıp kalmış durumdayım. İçki içmeye başladığım günden beri babamın yanından ayrılmıyorum. O da beni reddetmiyor. Belki de yalnız kalmaktan korkuyor, belki de benim bu haliyle baş başa kalmak ona garip bir şekilde iyi geliyor. O gün de her zamanki gibi onun yanına oturdum.
Masada bir şişe daha vardı. Bardağımı doldurdum, yudumladım. Babama baktım. Yüzü yorgun, ama bana bakınca hafifçe yumuşuyor. “Yine mi?” diye sordu alçak sesle. Ben gülümsedim. “Yine.” O da gülümsedi. İçki, aramızdaki o garip mesafeyi yavaş yavaş eritiyordu. Konuşmalarımız her zamankinden daha uzun sürdü. Eski anıları, annemin gidişini, evin sessizliğini… Bir ara sustuk. Bardağımı bırakıp ona doğru yaklaştım. Ellerim masanın kenarında, yüzüm onunkine çok yakındı. “Baba…” diye fısıldadım. O da benim gibi içkinin etkisi altındaydı. Gözlerimiz kilitlendi. O an ikimiz de neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünmek istemedik.
İlk dokunuş onun elinden geldi. Omzuma koyduğu el, sonra saçlarıma kaydı. Ben de ona karşılık verdim. Öpüşmeye başladığımızda odanın havası tamamen değişti. Yavaş, tereddütlü, ama bir o kadar da istekli. Yıllardır bastırdığımız o gerginlik, bir anda başka bir şeye dönüştü. Ben onun kucağına çıktım. Ellerim göğsünde, dudaklarım boynunda. O da benim bedenimi keşfediyormuş gibi dokunuyordu. Giysilerimiz yavaş yavaş açıldı. İlk başta sadece okşama, sonra daha cesur hareketler… Yatak odasına geçtiğimizde artık geri dönüş yoktu.
Babama sırtüstü uzanırken, onun üzerime eğildiğini hissettim. Ağırlığı tanıdık, kokusu tanıdık, ama bu sefer her şey bambaşkaydı. İçime girdiğinde ikimiz de inledik. Yavaş başladı. Ben bacaklarımı onun beline doladım, parmaklarımı sırtına geçirdim. Her hareketinde daha derine iniyordu. Gözlerimi açıp ona baktım. Yüzünde hem pişmanlık hem de kontrol edemediği bir arzu vardı. Ben de aynı şeyi hissediyordum. Bu yanlıştı, biliyordum. Ama o an durmak istemiyordum.
Pozisyon değiştirdik. Ben öne eğildim, o arkadan sarıldı. Elleri göğüslerimde, nefesi boynumda. Her itişte yatağın gıcırtısı duyuluyordu. Ben de ona karşılık veriyordum; kalçalarımı geriye itiyor, onun ritmine uyuyordum. Bir ara yüz yüze geldik. Öpüşerek, birbirimizin ismini fısıldayarak devam ettik. Ben onun üzerindeydim. Kalçalarımı sallayarak onu içimde hissediyordum. Ellerim göğsünde, gözlerim onunkilerde. O da benim belimi kavramış, yukarı doğru itiyordu.
Sonlara doğru hızlandık. Ben artık dayanamıyordum. İçimden gelen dalgalar peş peşe geliyordu. O da aynı anda boşaldı. Bir süre öylece kaldık; terli, nefes nefese, birbirimize sarılmış. Odanın sessizliği yeniden çöktü. Sadece kalp atışlarımız ve yavaşlayan nefeslerimiz vardı.
O gece bittikten sonra konuşmadık. Ben yanına kıvrıldım, o da kolunu boynuma doladı. İçki masası hâlâ mutfakta duruyordu. Annemin yokluğu hâlâ evin her köşesinde hissediliyordu. Ama o an, ikimiz de yalnız değildik. Bu, bir kez daha olacaktı. Belki de birçok kez. Çünkü ikimizin de kötü bir alışkanlığı vardı: Birbirimizden uzaklaşamamaktı.
Wakamiya Hono’nun canlandırdığı bu hikâye, yasak bir yakınlığın yavaş yavaş nasıl kaçınılmaz hale geldiğini anlatıyor. İçki, yalnızlık ve bastırılmış duygular bir araya gelince, baba-kız arasındaki o ince çizgi siliniyor. Sahne boyunca hem utanç hem arzu, hem pişmanlık hem de tatmin bir arada. Sonunda geriye kalan tek şey, birbirlerine tutunmuş iki yalnız insan ve bir daha asla eskisi gibi olmayacak bir ev.