Videodaki Oyuncular: Bilinmiyor
Plan Yapıp Sevgilisini Kardeşine Siktiriyor Türkçe Altyazılı Porno
April, bu hafta sonu planını ilk duyduğu andan beri içi rahat etmemişti. Erkek arkadaşı Andy, “Abimin yanına gidelim, biraz temiz hava alırız” demişti ama April için o ev, temiz havadan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Pete. Andy’nin abisi. Her gördüğünde omuzlarından aşağı soğuk bir şeyler süzülen, bakışları fazla uzun süren, gülümsemesi fazla bilen adam. Pete’in zaten bir kız arkadaşı vardı ama April, o bakışların kendisine kilitlendiğini her seferinde hissediyordu. Andy’ye defalarca söylemişti. “Abin bana tuhaf bakıyor.” Andy ise omuz silkmişti. “Biraz garip evet, ama zararsız. Abartıyorsun.”
Arabayla evin önüne park ettiklerinde Pete kapıda duruyordu. Güler yüzlü, misafirperver, sanki en doğal şeymiş gibi. Andy neşeyle tokalaşırken April sadece başını eğip selam verdi. İçeri girmek üzereyken Andy aniden “Çantaları arabada unuttum!” diye bağırdı. “Hemen alıp geliyorum.” April’in içi bir an sıkıştı. “Beni fazla uzun yalnız bırakma,” dedi yarı şaka, yarı gerçek bir sesle. Andy gülümseyip arabanın yanına yürüdü.
Kapı kapandı.
Pete, April’e döndü. O sakin, bilen gülümseme yüzündeydi. “Rahat ol,” dedi. “Andy birazdan gelir.” Ama dakikalar geçtikçe motor sesi uzaklaştı, sonra tamamen kayboldu. April pencereye koştu. Araba yoktu. Sokak bomboştu.
“Ne oluyor?” diye sordu sesi titreyerek. “Andy nerede?”
Pete omuz silkti. Hiç telaş yoktu sesinde. “Gitti.”
“Ne demek gitti?”
“Bazen erkekler sıkılır April. Aynı şeyleri yapmak, aynı yüze bakmak… Bir süre sonra çeşitlilik isterler.” Pete bir adım yaklaştı. “Biz de abimle konuştuk. Biraz… takas yapmaya karar verdik. Kız arkadaşlarımızı. Habersiz. Bir süreliğine.”
April’in dünyası bir an için durdu. İhanet, öfke, korku ve inanmama aynı anda çarptı. “Sen delirdin mi? Andy bunu kabul etti mi? Beni size mi bıraktı?”
Pete başını salladı. “Kabul etti. Zaten o da benim kız arkadaşımla vakit geçirecek. Herkes memnun. Sen hariç belki… ama alışacaksın.”
April geri adım attı. “Beni dokunma. Hiçbir şey istemiyorum senden. Hemen arıyorum Andy’yi, hemen—”
Telefonu yoktu. Çantası arabada kalmıştı. Anahtar yoktu. Dışarıda yağmur çiseliyordu ve en yakın komşu kilometrelerce uzaktaydı. Pete’in evi, dağın eteklerinde, ıssız bir yerdeydi. Andy bilerek onu burada, bu adamla bırakmıştı.
Pete ellerini kaldırdı, sanki “sakin ol” der gibi. “Korkmana gerek yok. Zorlamayacağım. Ama gidecek yerin de yok. Yiyecek, içecek, yatacak yer… hepsi burada. Birkaç gün. Sonra herkes kendi yoluna gider. Andy de döner belki. Belki dönmez.”
April’in gözleri dolmuştu ama ağlamıyordu. Öfkesi daha büyüktü. “Beni sattınız. İkiniz de.”
“Satmadık,” dedi Pete yumuşak ama kesin bir sesle. “Sadece… paylaştık. Bazen hayat böyle olur. Erkekler karar verir, kadınlar uyum sağlar.” Gülümsemesi biraz daha genişledi. “Sen de uyum sağlayacaksın. Zamanla.”
Gece çökerken April kendini kilitli bir odada, yabancı bir yatakta buldu. Dışarıda rüzgâr uluyordu. Pete’in ayak sesleri koridorda gidip geliyordu. Ara sıra kapıya yaklaştığını hissediyordu. Dokunmuyordu. Henüz. Sadece bekliyordu. April’in direncinin, öfkesinin, ihanet duygusunun yavaş yavaş yorulmasını bekliyordu.
Çünkü artık yalnızdı. Çünkü Andy dönmemişti. Çünkü iki kardeş, arkalarından gülerek bir anlaşma yapmıştı. Ve çünkü Pete, en başından beri onu istemişti — ve sonunda, istemediği halde, onu elde etmişti.
April o gece uyumadı. Sabaha kadar düşündü. Kaçmayı, bağırmayı, bir yolunu bulmayı. Ama her seferinde aynı sonuca varıyordu: Burası ıssızdı. Telefonu yoktu. Andy onu bilerek terk etmişti. Ve Pete, sakin sakin, kapının diğer tarafında bekliyordu.
Sabah olduğunda Pete kahvaltı hazırlamıştı. Masaya oturmasını söyledi. Sesinde emir yoktu, sadece kaçınılmazlık vardı. “Ye bir şeyler. Güçlü kalman lazım. Bugün uzun olacak.”
April’in içindeki isyan hâlâ yanıyordu. Ama bir yandan da, istemeden, yalnızlığın ve çaresizliğin ağırlığını hissediyordu. Pete’in bakışları her zamanki gibi üzerindeydi — sabırlı, aç ve emin. Sanki zamanın kendisinden yana olduğunu biliyordu.
Ve belki de biliyordu.
Çünkü ihanet bir kez kapıdan içeri girdi mi, gerisi çoğu zaman sadece direnmenin ne kadar süreceği meselesiydi.